Türkiye Müteahhitler Birliği olası depremlerin etkilerinin en aza indirilmesi için çeşitli çalışmalar yapıyor. Müteahhitlik ve TMB Çalışmları
Bu çerçevede 2004 yılında TMB tarafından yayınlanmış olan “Deprem ve Kurumsal Yapılanma “ konulu araştırmaya kadar uzanan geniş bir yelpazede sorunlar ve çözümler ortaya konuldu. Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından yaptırılmış olan araştırmadan başlayarak konu ile ilgili getirilen önerileri kısaca şöyle özetlemek mümkün :
• Yapı kalitesinin yükseltilmesi bireysel kalite talepçiliği ile gerçekleşir. Bunun sağlanmasında bireysel eğitime önem verilmeli ve toplumda afet bilinci geliştirilmelidir.
• Yurttaş devlet ilişkisine yeni bir anlayış getirilmeli her şeyi devletten bekleme alışkanlığı değiştirilmelidir.
• Çağdaş Afet yönetimi sadece kriz anındaki müdahaleden ibaret değildir. Öncesiyle ve sonrasıyla bir bütündür. Uzun soluklu, sabırlı bir hazırlık ve uygulama dönemi gerektirir.
• İmar denetimi yetersizdir. İmar planlaması deprem riski ile birlikte ele alınmalıdır.
• Riskli alanlar başta olmak üzere yenilenecek ve onarılacak yapılar belirlenmeli ve yapı güçlendirme çalışmaları belirli önceliklere göre gerçekleştirilmelidir.
• Yapı denetimi sistemi yetersizdir. Sigortalama ve denetleme işlemleri kanuni bir zorunluluk olarak birlikte yürütülmelidir.
• Her isteyenin müteahhitlik yapamayacağı bir mesleki yetkinlik belgelendirmesi uygulanmalıdır.
• Deprem afeti ile ilgili kurumsal yapılanmada çok başlılık, yetki kargaşası ve eşgüdüm eksikliği had safhadadır. Başbakanlığa bağlı “ Deprem Müsteşarlığı” kurulmalıdır.
• Afet uygulamalarının performansı sistematik olarak değerlendirilmeli ve bu konuda Sayıştay’a sürekli görev verilmelidir.
• Yetkin STK’ların katkılarını düzenlemek üzere bir uygulama el kitapçığı hazırlanmalıdır.
• Ülkemizdeki yapı stokunun envanteri yoktur. (Yapıların %65’i imar mevzuatına aykırı olduğundan tapu kayıtlarından hareketle bina envanteri çıkarmak olanaksızdır. ) Bu envanter acilen çıkarılmalıdır.
• Mevzuat ve standartların sistemli bir bütünlük haline getirilmesini sağlayıcı revizyonlar yapılmalıdır. Bu kapsamda İmar Yasası , Yapı Yasası, Yapı Denetimi Yasası, Deprem Yönetmeliği , Malzeme Standartları Yönetmeliği, konularındaki düzenlemeler öncelikle ele alınmalıdır.
• İstatistik bilgi eksikliği giderilmeli ve “Afet Bilgi Sistemi” kurulmalıdır.
• Mevcut Yapı stoku analiz edilmeli , sınıflandırılmalı ve belirli öncelikler dahilinde güçlendirilmelidir.
• Deprem mühendisliği eğitimi ve meslek içi eğitim konularındaki eksiklikler giderilmelidir.
Yukarıdaki ihtiyaçlara karşın, bugüne kadar yapılan 3 çalışma İstanbul için “Deprem Master Planı” hazırlanması, tarihi yarımada, Zeytinburnu ve Maltepe için yapı stokunun analizi ile kentsel dönüşüm projesi geliştirilmesi ve 07 Mayıs 2007’de “Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik” yayınlanmasıyla sınırlı kalmıştır. Mevcut yapı stokunun güçlendirilmesi anlamında uygulamaya konulmuş bir proje henüz yoktur.Yapı kalitesini güvence altına alacak düzenlemelerdeki eksiklikler sürmektedir. İmar Yasası ve Yapı Yasası üzerinde sürdürülen çalışmalar henüz sonuçlanmamıştır. Yapı Denetimi Yasasında ihtiyaç duyulan revizyonlar gerçekleşmemiştir. Müteahhitlerin ve mühendislerin yetkinliğini denetleyecek bir sisteme işlerlik kazandırılamamıştır. İnşaat malzemesinde standart dışı ve kaçak üretim sorunu devam etmektedir. Kayıt dışı istihdamın yaygınlığı ve sektörün ara teknik eleman ihtiyacının karşılanmasına yönelik önlemlerin yetersizliği işgücü kalitesini düşürmektedir.
Kurumsal yapıdaki dağınıklığı ve eşgüdüm eksikliğini giderici adımların atılması ve Başbakanlığa bağlı “Deprem Müsteşarlığı”nın kurulması beklenirken, tam tersine bir yaklaşımla, geçtiğimiz aylarda afetle ilgili önemli bir üst kuruluş olan Ulusal Deprem Konseyi lağvedilmiştir
Uzun sözün kısası bir önceki depremde pahası binlerce can kaybı ile ödenmiş olan eksiklikler halen devam etmektedir.
Türkiye Müteahhitler Birliği'nin olası depremlerin en az zararla atlatılmasına yönelik çalışmaları:
Hem bilim adamlarımıza hem de kamu yararına faaliyet gösteren ve baskı grubu olan meslek kuruluşlarına deprem zararlarının azaltılması için yapılacak çalışmalarda büyük sorumluluklar düşmektedir. Meslek kuruluşlarınca yerine getirilmesi gereken temel işlevler : sorunların ve çözüm önerilerinin bilimsel araştırmalarla ortaya konulması ve yetkili kuruluşlara iletilmesi, çözümlerin hayata geçirilmesi sürecinin toplum adına izlenmesi ; hem başarı hem de başarısızlıkların kamuoyu önünde dile getirilmesi ; kamuoyunun bilinç ve duyarlılığını geliştirici çalışmalar yapılması ; meslek standartları ile etiğini geliştirecek adımlar atılması ve konuya taraf olan kuruluşlarla proje bazında işbirliği yapılmasıdır.
Türkiye Müteahhitler Birliği 2004’de Prof. Erhan KARAESMEN başkanlığında bir grup ODTÜ öğretim üyesine “Deprem ve Kurumsal Yapılanma - Afet Yönetimine Giriş” konulu bir araştırma yaptırdı . Sekiz ay süren bu araştırma sırasında onlarca kişiyle yüz yüze görüşmelerde bulunuldu. Geniş bir literatür taraması yapıldı . Afet Yönetimi konusunda diğer ülkelerin neler yaptıkları incelendi ve 382 sayfalık bir kitap halinde yayınlanan bu araştırma 1000’e yakın kişi ve kuruluşa ücretsiz olarak dağıtıldı.
TMB Eylül 2004’de yukarıdaki araştırma sonucunda ortaya konulan çözüm önerilerini Ankara ve İstanbul’da düzenlediği basın toplantıları ile ve kapsamlı bir deprem bildirgesi ile kamuoyuna duyurdu. 12 Nisan 2005’de TMB Merkezinde Birlik Yönetim Kurulu üyelerinin, araştırma ekibinin ve araştırmaya katkı sağlamış olan bürokratlar ile uzmanların katıldıkları bir izleme ve değerlendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıya merkezi ve yerel kamu kuruluşlarından çok sayıda temsilcinin yanı sıra, İnşaat Mühendisleri Odası ile Yapı Denetim Kuruluşları Birliği gibi sivil toplum kuruluşlarının üst düzey yöneticileri ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan 30 kişilik bir grup katıldı. Katılımcıların üzerinde önemle durdukları konular özetle :“Deprem Şurası’nda alınan kararların ve TMB araştırması ile belirlenmiş olan çözüm önerilerinin uygulanmasında sistematik bir uygulama sürecine girilemediği ; önceden önlem almak yerine afet sonrasında yara sarmak yaklaşımının devam ettiği ; bu durumun ülke kaynaklarının heba edilmesine yol açtığı ; mevzuat oluşturma sürecinde meslek kuruluşlarının görüşlerinin ya hiç alınmadığı ya da alındığı halde gereğinin yapılmadığı ve onuçta DASK örneğinde olduğu gibi uygulamada işlemeyen yasaların ortaya çıktığı” oldu.
Türkiye Müteahhitler Birliği toplumda deprem Bilincinin geliştirilmesine yönelik etkinlikleri kapsamında 2005’te “Kızılay ile Güvenli Yaşamı Öğreniyorum” projesine sponsorluk yaptı.
Ayrıca, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü tarafından Tarihi Yarımada, Zeytinburnu ve Maltepe bölgelerinde başlatılmış olan deprem odaklı kentsel dönüşüm projelerine üyeleri aracılığı ile aktif katkı sağlamak konusundaki istek ve kararlılığını İstanbul Büyükşehir Belediyesi yetkililerine hem sözlü hem de yazılı olarak iletti.
Bugüne kadar depremlerde uğranılan zararların bir numaralı sorumlusu olarak müteahhitler görülmüştür. Oysa çeşitli araştırmalarla da ortaya konulduğu gibi konu bu kadar basit değildir. Heyelanlı alanların yapılaşmaya açılmasından kaçak ve denetimsiz yapıların görmezden gelinmesine, kentsel arazi yağmasından elde edilen haksız kazançlara ve imar aflarına kadar uzanan geniş bir yelpazede pek çok sorunla karşı karşıya olduğumuz açıktır. Sonuç : depreme dayanıksız yapılardır. Depreme dayanıksız yapılar üst gelir grubundaki azınlığın değil, dar ve orta gelirli çoğunluğun sorunudur. Çözüm için yapılması gerekenler bellidir. Ancak bunları uygulayacak irade yeterli değildir. İradeyi harekete geçirecek en önemli güç sivil toplum baskısıdır. Tüm bu nedenlerle vatandaşın eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi yapılması gerekenlerin başında gelmektedir.
Türkiye’de niteliksiz bir müteahhit çoğunluğu vardır. Ancak bugüne kadar 63 ülkede toplam tutarı 85 Milyar Dolar’ı aşan 3600 kadar projeyi dünya devleri ile yarışarak gerçekleştirmiş olan ve Türkiye’deki toplam müteahhit sayısı içerisindeki payı binde birin altında seyreden yüksek nitelikli bir azınlık da vardır. Türkiye Müteahhitler Birliği üyesi 139 firma bu grupta yer almaktadır. TMB üyelerinin dünyanın dört kıtasında inşa ettikleri dev ölçeklerdeki konut , sanayi, altyapı, ticaret merkezi, alış veriş merkezi gibi yapıların hiç birisi doğal afetler nedeniyle hasara uğramamıştır. Yurt içinde inşa ettikleri yapıların da hiç birisi müteahhit kusuru nedeniyle yerle bir olmamıştır.
Turizm Sektörü ve 1999 Depremi
1999 depreminden en çok etkilenen sektörlerden bir de Turizm sektörü olmuştu. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği, Dış Ticaret Müsteşarlığı'na sunulmak üzere, depremin turizme etkisini ortaya koyan bir rapor hazırlamıştı. Rapora göre, Türk turizmi depremde 173 milyon dolarlık yara aldı.
Rapora göre kongrelerin iptalinden 65 milyon dolar, son dakikacı müşterilerin gelmemesi ve tatilini yarıda kesip geri dönenlerden dolayı 105 milyon dolar, yapılmayan Anadolu turlarından da 3 milyon dolar kayba uğranıldı. Böylece toplam zarar 173 milyon dolara çıktı.
Bölgede depremden dolayı yıkılan otel, seyahat acentası gibi yerlerin çok olmadığı belirlenirken, özellikle İstanbul ve kongre turizminin büyük oranda etkilendiği tespiti yapıldı. Raporda, İstanbul'da deprem tarihlerinde yapılması gereken veya daha sonraki tarihlerde yapılmak üzere planlanan çok sayıda kongre ve toplantının iptal edildiği kaydedildi.
Türkiye'ye en çok turist gönderen Almanya ve İngiltere'den beklenen son dakika müşterilerinin çoğunun da gelmekten vazgeçtiğine dikkat çekilen raporda, deprem sonrasında Türkiye'nin tatil bölgelerine gelmekten vazgeçenlerin sayısında da yüzde 20-25 azalma görüldüğü vurgulandı. Raporda, şöyle denildi:
‘‘Olağan dönemlerde yüzde 20-25 oranında bir gerileme tek başına çok şey ifade etmemeyebilir. Ancak, bu düşüş sektörün bu yıl geçen yıla göre zaten yüzde 30 bir gerileme yaşadığı ortamda gerçekleşmesi çok daha ağır maliyet ve büyük zararlar neden olacağı malumdur. Deprem iç turizmi de olumsuz etkiledi. 17 Ağustos'ta meydana gelen büyük şok ve ardından artçı şokların devam etmesiyle oluşan tedirginlik insanları tatil ve seyahat fikrinden de uzaklaştırdı.’’
TÜRSAB üyeleri arasında yapılan anket de depremden dolayı sektörün uğradığı kaybı ortaya koydu. Anket sonuçlarına göre, iptal edilen kongrelere katılması gereken kişi sayısı 17 bin 600, deprem bölgesi dışında olmasına karşın duyulan kaygı nedeniyle Türkiye'ye gelmekten vazgeçen son dakika müşterilerin sayısı 156 bin, depremden dolayı tatilini yarıda kesip dönen yabancı ziyaretçi sayısı 8 bin.
-Hürriyet Gazetesi
Deprem ve Asansörler
Asansörler binalarda insanlar ve eşyaların dikey taşıması için geniş şekilde kullanılmaktadır. Geçmişte kaydedilen birçok deprem etkinliğinde, asansörlerde önemli hasarlar gözlenmiştir. 1964 Alaska Depremi, deprem durumunda asansör güvenlik tedbirleri ve performansı konusunda birçok araştırmacının dikkatini çeken ilk olaydır. 1971 San Fernando, 1978 Miyagi Bölgesi, 1986 Karpatya, 1987 Whittier Narrows, ve 1999 İzmit (İstanbul yakınlarında) depremleri, orta şiddette depremlerde bile asansör sistemlerinin kırılganlığını ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden, binalarda sismik tepki özelliklerinin ve performansının incelenmesi, asansör mühendisliği (tasarımı) alanında en önemli araştırma konularından biri olmuş ve son 40 yıldır da, asansör tasarım kurallarında değişikliklere yol açan çok sayıda ciddi çalışma yapılmıştır.
Asansör, kompleks bir yapı ve mekatronik bir sistemdir. Asansör sisteminin temel bileşenleri ve çalışması hakkında sismik performans açısından temel tanımlar literatürde verilmiştir. Mühendislik detaylarıyla kapsamlı tanımlar ise (Janovsky, 1999) ve (Strakosch, 1998)’ın kitaplarında verilmiştir. Yolcu ya da yük kabini, diğer çeşitli asansör parçalarına nazaran en görünen parçadır. Kabin, bir tahrik kasnağı ve elektrik motorundan oluşan tahrik mekanizmasından geçen askı halatları ile karşı ağırlığa bağlanmıştır. Tahrik makinası tercihan asansör boşluğunun üzerine yerleştirilir. Karşı ağırlık, kabinin ağırlığının ve anma yükünün %40 ile %50’sini dengeler.
Asansörler modern yapı sisteminin yaşamsal unsurları arasındadır. Dünyanın sismik risk bölgelerinde kayda değer miktarda asansör bulunmaktadır. Asansör sistemleri depremler tarafından olumsuz şekilde etkilenmektedir. Karşı ağırlık rayları, ve kabin kılavuz ray sitemleri depremlere oldukça duyarlıdır. Kılavuz raylar, binaya bağlantı mesnetleri ve raylar üzerinde çalışan kılavuz paten kurulumlarının esnekliği, asansörün sismik etkilere dinamik tepkilerini güçlü şekilde etkiler.
Bu çalışma, sismik risk bölgelerindeki asansörler için tedbirleri sunmaktadır. Sismik risk bölgelerine ilişkin güvenlik standartlarının, sayısız yaralanma, birçok yaşam kaybı ve yüksek maliyetli hasarları engellediğine hiç kuşku yoktur. İstanbul’da güçlü bir deprem ihtimali önümüzdeki on yılda %30.2 ve önümüzdeki 30 yılda is %60’dır. Önümüzdeki yıllarda, İstanbul sismik bölgelerindeki asansör sistemlerinde en az hasar olmasını sağlamak için ana bileşen yerinden çıkma tespit cihazları, kılavuz ray koruyucuları, uygun donanım bağlaması, sürüş halatı makara korumaları, bina sallanması için sismik şalterler (0,75 m/s’den hızlı asansörler için) ve asansör boşluğundaki engellerden koruma levhaları vs. gibi iyileştirilmiş güvenlik uygulamaları ve modernleştirmeler için maddi kaynak ayrılmasının şart olduğu, unutulmaması gereken bir gerçektir.
|